Türbedeki Kişi
Nureddin Cerrahi, 1660-61 veya 1672’de İstanbul’da doğdu. Babası sarayda görevli Abdullah Ağa’dır. İlk öğrenimini Cerrahpaşa’da yaptı; hat dersleri aldı, Süleymaniye Medresesi’nde okudu.
Şair Nabi’den edebî yönden faydalandı. 1689 veya 1696’da Mısır kadılığına atanmışken, dayısı aracılığıyla tanıştığı Halvetî şeyhi Köstendilli Ali Alaeddin Efendi’ye intisap ederek bu görevden vazgeçti.
Yedi yıl boyunca Üsküdar’daki tekkeye devam etti, 1703’te halife oldu. Aynı yıl III. Ahmed’in emriyle Karagümrük’te adına bir tekke kuruldu. Burada 18 yıl irşad faaliyetinde bulundu. 1 Ekim 1721’de vefat etti, tekkesine defnedildi.
Tarikat silsilesi Halvetiyye-Ramazaniyye’ye dayanır. Bazı kaynaklarda onun zuhurunun önceden haber verildiği ileri sürülse de bu tartışmalıdır. Cerrahiyye tarikatını yedi halifesi vasıtasıyla yaydı. “Mürşid-i Dervîşan” adlı bir risalesi, evradları ve kısa bir şiiri mevcuttur.
Türbe Hakkında
Öne Çıkan Özellikler
Semahane ile türbeyi aynı çatı altında bütünleştiren bu mekan, tarikat mimarisinde “semahane-türbe iç içe” şemanın erken ve seçkin örneklerinden biridir. Planı kuzey-güney doğrultusunda 18,5 × 6,5 m ölçülerinde dikdörtgen olarak tasarlanmış; türbe bölümü, kündekârî tekniğiyle işlenmiş ceviz dikmeler ve ajurlu ahşap korkuluklar sayesinde sema alanından zarifçe ayrılmıştır.
İçeride pîrin yanı sıra silsile büyüklerine ait yaklaşık otuz sanduka bulunmaktadır. Bunların içinde Nureddin Cerrahi’ye ait yüksek sanduka, altın varaklı ferforje şebeke, barok esintili dal-sarma tezyinât ve kristal avizelerle özellikle vurgulanmıştır.
Güney cephede dışa taşkın niyaz penceresi, ziyaretçilerin türbeye girmeden sandukaya yönelmelerini sağlarken; kuzey duvarına 19. yüzyılda eklenen “küçük türbe” ve hatıra eşyalarının saklandığı “cennet oda” kutsiyet katmanını zenginleştirir.
Mihrap nişini çevreleyen zencerek bordürlü Kütahya çinileri, üst sırayı dolaşan celî sülüs hat kuşağı ve ahşap mahfillerdeki ince oyma süslemeler revak-geçit sisteminin zarif sütun başlıklarıyla bütünleşerek mekâna hem estetik hem de ruhani bir bütünlük kazandırır.





